"Bu
acı hayatın içinde aşka her zamankinden
çok ihtiyacımız var!"
Türk
Sineması’nın unutulmaz klasikleri
arasında yer alan, 1962 yılında Metin
Erksan’ın yazıp yönettiği, “Acı Hayat”
sinema filmi, Osman Sınav tarafından
dizi filme uyarlandı.
Acı
Hayat’ı yeniden çekmeye nasıl karar
verdiniz?
Acı Hayat’ın reklam filmi çektiğim
dönemlerde yani 80’li yıllarda,
ilk uzun metrajlı filmim olarak
çekmek istediğim bir projeydi. Fakat
prodüktörüm, telif hakkı olarak
ödememiz gereken parayı fazla buldu
ve çekemedik. İlk uzun metrajlı
filmini çekmek isteyen bir yönetmenin
heyecanını taşırken, bu projeyi
gerçekleştirememek içimde kaldı.
“Acı Hayat”, bugünün sosyal koşullarına
birebir uyan bir dizi film hikayesi.
Sinema filminin çekildiği 1962 yılı
da, zengin - fakir
ayrımının çoğalmaya başladığı bir
dönem. Sosyal gerçekçiliğin ortaya
çıktığı bir dönemin ürünüdür Acı Hayat..
Her ne kadar melodram olsa da, sosyal gerçekçilik
tabanına oturtulmuş bir filmdir. Sosyal yarılma
üzerine bir aşk hikayesidir. Bugünün gerçeklerine
baktığımızda ise, sosyal yarılmanın uçuruma
dönüştüğünü görüyoruz. Yarık çok daha fazla
büyümüş ve uçurum hali almış. Orta sınıf diye
bir şey neredeyse yok olmak üzere.. Toplumdaki
tüm yozlaşmalar, bu uçurumun derinleşmesinden
kaynaklanıyor. Dehşet verici düzeyde bir stres
birikimi var. Bunun nedeni de sosyal dengesizlik.
Böyle bir ortamda, insanların yaşama sevincini
oluşturan, insanları birbirleriyle kaynaştıran,
hayatla ilgili umutlarını besleyen “aşk” duygusunun
kaybolduğunu görüyoruz. Hayat fenalaşıyor;
gerçekten bir “acı hayat”a dönüşüyor. Dolayısıyla
bu filmi diziye uyarlamak için çok doğru bir
zaman olduğunu düşünüyorum.
Günümüz
yapımlarının çoğunda zengin – fakir ayrımı
gündeme geliyor. Acaba önceden bu fark görmezden
mi geliniyordu?
Her dönemde, farklı trendler oluşuyor.
Gerçekleştirilen yapımlar da söz konusu
trendlerin izinden gidiyor. Demek ki böyle
bir hissiyat var, böyle bir ihtiyaç var
diye düşünebiliriz. Ortaya koyduğunuz yapım,
toplumdaki sancıyla buluştuğunda trend oluşuyor.
Ben son dönemdeki trendin oluşmasını; zengin
– fakir ayrımının artık çok daha keskin
çizgilerle birbirinden ayrılmasına bağlıyorum.
Siz “Acı Hayat”ı
çekeceğinizi söylediğiniz dönemde, sizden
önce harekete geçip benzer hikayelere sahip
diziler çekilmeye başlandı. Bunun hakkında
ne düşünüyorsunuz?
Bizim ülkemizde; televizyon sektöründe,
işler çok hızlı gelişiyor. Yapılan işleri
kalitesi açısından değerlendirdiğimde, işlerin
bu kadar hızlı ilerlemesinden yana olmadığımı
görüyorum. Mesela senaryonun çok iyi çalışılması,
mekanların çok dikkatli belirlenmesi ve
casting’in titizlikle yapılması gerekiyor.
Tüm bu kriterleri göz ardı ederseniz ve
kısa sürede tamamlarsanız, kaliteli yapımlar
ortaya koyamazsınız. Bunlar hep zaman alan
şeyler. Bazen, aynı dönemlerde farklı projelere
başladığım arkadaşlarımın onu bitirmiş,
ondan sonraki yapımı yayından kalkmış ve
üçüncü yapımına geçmeye hazırlanıyor olduğunu
görüyorum. Ben ise hala o ilk projeyi yayına
sokmamışım, üzerinde çalışıyorum. Olabilir
tabii ki; herkesin kendine göre bir iş yapma
stratejisi var. Ancak ben kalitenin göz
ardı edildiği bu hızlı tempodan yana değilim.
Hız olduğunda, dizi enflasyonu oluşuyor.
Çöpe giden bir yığın iş ve emek oluyor.
Kaliteli olan yapımın öne çıkacağından eminim...
Hızlı bir şekilde ortaya konanın değil...